“Türk Sanatı” Araştırmalarının Başlaması ve Türk Kültürleri Arkeolojisine Doğru

16. ve 17. yy. Batı Anadolu Halıları, Şahin, S. 2015, “Holbein, Lotto and Bellini”, Alive the Magazine of Anatolian Rugs and Kilims, s. 77

Anadolu ve Trakya coğrafyası, pek çok kültür kalıntılarını bünyesinde barındırması nedeniyle Arkeolojik araştırmalar adına paha biçilmez bir kaynaktır. Buna rağmen Osman Hamdi Bey’den itibaren süregelen, yerli bilim insanlarımız tarafından gerçekleştirilen kazılarda genel ilgi alanları, Prehistorya, Protohistorya –diğer adıyla Suriye-Filistin Bölgesi Arkeolojisi- ve Klasik Arkeolojidir.[1] Özellikle Avrupa ve Amerika kıtasındaki ülkelerde, Arkeolojik uygulamalar; incelenecek konulara göre çok çeşitli dallara ayrılmış ve Paleolitik ve daha öncesi dönemlerden, günümüzden önce 100 veya 200 yıl öncesi gibi yakın tarihlere kadar geniş bir tarih cetveli içinde yer alan bütün buluntuları incelemeyi konu olarak almıştır. Bu yönden bakıldığında, ülke olarak zengin bir coğrafyada araştırma yapma şansı elde etmiş bilim insanlarımızın sadece belli kalıplarla sınırlı tarihler ve alanlarda çalışıp, aynı coğrafyada ve hatta aynı kazı alanında yer alan başka kültürleri göz ardı etmeleri, büyük bir kayıptır.

Bunun sebebi olarak diğer bir açıdan konuyu ele alacak olursak, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarındaki Arkeolojiye bakış açısının da elbette ki o dönemde Avrupa ülkelerinde öğretildiği şekilde, belli alanlarla sınırlı kalmasını gösterebiliriz. Avrupa’da uzun yıllar varlığını koruyan Milliyetçilik akımından nasibini almış Arkeoloji bilimi, Avrupa devletlerinin Hellenizm akımını benimsemesi ve Antik Yunan kültürlerine yakından ilgi duymaları sebebiyle kendine özgü araştırma teknikleri geliştirmiş Klasik Arkeoloji metotlarıyla, bizzat Atatürk’ün emriyle Avrupa’ya gönderilen parlak öğrenciler tarafından Türkiye’ye taşınmıştır.

Türk Kültürü ve Türk İslam Kültürü kavramlarının yerli yerine oturması sürecinde geçen zaman boyunca kazı alanlarında ve şehirlerde bulunan Selçuklu veya Osmanlı dönemlerine ait kalıntılar, yoğun bir biçimde tahrip olmuştur. Bu tahribata karşı çıkan ve araştırmalar esnasında ele geçen Türk Kültürüne ait kalıntıları kayıt altına alan bilim insanları da olmuştur. Ancak acı tabloda görülen durum, uzun yıllar Türk Kültürüne dair yapılan araştırmaların seyrek ve kısıtlı imkanlarla yapıldığıdır. 1937 yılında İzzettin Keykavs Şifahanesi Kazısıyla başladığını kabul ettiğimiz, Türk Dönemine ait kazı çalışmaları, 1980 yılına değin son derece seyrek bir biçimde ilerlemiştir. Bu kazı çalışmalarından, Prof. Dr. Remzi Oğuz Arık’ın başkanlığında, 1941 yılında yapılan ve Selçuklu Dönemine ait bir saray kazısı niteliğindeki Konya Alaeddin Köşkü Kazısını, önemli bir örnek olarak gösterebiliriz.

Bu esnada “Türkçüğün Esasları” kitabı başta olmak üzere, pek çok yazısında Türk Kültürünü konu edinmiş Ziya Gökalp’in, Cumhuriyetin ilk yıllarında, Güneş Dil Kuramına verdiği büyük destekten ötürü Atatürk’ün ve bu istikamette çeşitli yorumlar getirmiş insanların kastettiği Türk Kültürü mefhumu; uzun yıllar, siyasi yaklaşımlarla bazen desteklenmiş, bazen de kaderine terk edilmiştir. Yetkin’in kitabında bahsettiği gibi 1943 ve 1947 yıllarında da Sedat Çetintaş tarafından yapılan kazılarda, önemli mimari veriler elde edilmiştir. Daha sonraki senelerde Prof. Dr. Oktay Aslanapa başkanlığında 1961 yılından itibaren yapılan kazılar, Türk Kültürü ve Türk Kültürü konusunda uzmanlaşan Arkeoloji metotları konusunda düşünceler uyandırmıştır. Prof. Dr. Oluş Arık’ın “Peçin Okulu” olarak adlandırdığı Peçin kazısında da döneme ait geliştirilen araştırma metotları üzerine değinilmiştir. Kubadabad kazısı dışında Türk Kültürüne dair kazılar, yerli bilim insanlarımız tarafından başlatılmıştır. Klasik Arkeoloji alanında araştırma yapılması niyetiyle başlanan ve büyük bir kompleks olduğu anlaşılan Kubadabad kazısı, araştırma yıllarındaki bazı kesintilere rağmen halen devam etmektedir.

Türk Kültürü, bünyesinde yalnız İslam Kültürünü barındırmayan, farklı kültürlerden öğeleri kendine mâl etmiş (çini sanatı, Arap alfabesi, İran edebiyatı), bazı batılı tarihçilere göre göçebe olarak adlandırılsa da bazı coğrafyalarda yerleşik düzene geçmiş ve kendine has bir mimari üslup geliştirmiş bir kültürdür. Kubadabad Kız Kalesi Kazısı örneğinde olduğu gibi, döneme ait tipik buluntulara göre farklı bir Arkeoloji dalının açılması, hayati bir önem taşır. Yukarıda bahsettiğimiz araştırmaların öncülüğünde ve dış ülkelerde yapılan Türkoloji konulu çalışmaların sonucu olarak Türk Kültürleri Arkeolojisine yönelimler görülmektedir.

Kaynakça:

  • Arık, M. Oluş. 1999 “Türk Kültürüne Yönelik Arkeolojik Çalışmalar ve Sonuçları.” Uluslararası Dördüncü Türk Kültür Kongresi, Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı, 43-59.
  • Arık, Rüçhan. 1987 “Türk Kültürüne Yönelik Araştırmalar ve Kubadabad Kız Kalesi Kazısı.” Oğuz Arık Armağanı. Ankara Üniversitesi DTCF Yayınları, No. 360, 71-98
  • Takaoğlu, T. 2007. Tradition and Paradox in Turkish Arcaeology. In Uluslaraları Türk Sanatı ve Arkeolojisi Sempozyumu: Prof. Dr. Oluş Arık ve Prof. Dr. Rüçhan Arık’a Armağan, H. Karpuz & O. Eravşar (eds.). Konya, 621-628
  • Wendy, M.K. Shaw. 2004. Osmanlı Müzeciliği. Müzeler, Arkeoloji ve Tarihin Görselleştirilmesi. İstanbul.

[1] (Takaoğlu, 2007)